akmancı
CİMBOM UA
Administrator
Site Sakini
Rep: 63534
Offline
Mesaj Sayısı: 1.810
|
 |
« : 23 Nisan 2008, 17:28:50 » |
|
Bana tuvaletini söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim... Başbakanlık’taki hela devir teslimi, ülkenin içinde bunaldığı modernleşme krizinin 'umumi' bir simgesine dönüştü...
Mesut Yılmaz, Başbakanlık makamına yerleştikten sonra, ilk "defi hacet" ihtiyacında ortaya çıktı korkunç gerçek...
Başbakanlığın alafranga makam tuvaleti Erbakan tarafından "alaturka"ya çevrilmişti.
Dünya başımıza yıkıldı adeta...
Beyaz çoraplı piyanist - şantör ayakkabısından şampanya içmiş gibi olduk.
70 yıllık modernleşme mücadelemiz, bir sifon darbesiyle karanlık bir kuyuda kaybolup gitmişcesine hayıflandık.
Dizini kırarak şeyeden bir Başbakan tarafından yönetilmiş olmanın utancı sardı benliğimizi... Allahtan hükümet devrilmişti... "Artık o kara günler geride kaldı. Bundan böyle hacetini alafranga usulle defeden bir Başbakanımız var" diye teselli bulduk.
Nitekim Yılmaz, ilk icraat olarak, makamındaki alaturka hela taşını yıktırıp, yerine alafranga klozeti diktirdi ve böylece modernin geleneksel karşısındaki savaşında kaybedilmiş bir mevzi daha geri alınmış oldu.
Yine de geride yanıtlanmamış bir sürü soru kaldı:
Bir defa Başbakan'ın nasıl hacet giderdiğinden bize ne? Niye böylesine ...tan bir konu, kamuoyunu bu kadar meşgul ediyor? Biz kim oluyoruz ki, kimin ne tür tuvalette, nasıl oturması gerektiğine karar veriyoruz?
Hem, tuvalette öyle oturarak hacet gören büyük kitlelerin oyunu alarak iktidar olmuş bir Başbakan neden "en mahrem anında" onlar gibi diz kırmasın? Başbakanlıktaki alaturka hela taşlarını parçalamakla, bütün yurtta, tarlada, yol kenarında ya da evinin taş zemininde abdest alanların alaturka kimliğini ve "makus talihini" de parçalamış oluyor muyuz?
Daha zor bir soru: Evinde alaturka tuvalete giden bir Başbakan, makamında alafranga "takılmak" zorunda mıdır? Öyleyse bu, "gündüz modern, gece geleneksel" olma hali onda bir kimlik krizi ve bir tür kabızlığa yol açmaz mı?
Sizce Erbakan'ın çocukluğundan beri hiç sinemaya gitmemiş oluşu mu garip, alaturka tuvalette hacet gidermesi mi? Yoksa bunlar birbiriyle ilişkili mi? Çok partili hayata geçtiğinden beri, alafranga tuvaletlere şeyeden başbakanlarca yönetilen Türkiye'nin halen dünyanın en az tuvalet kağıdı tüketen ülkelerden biri olması, yönetimdeki "bilincin" kitlelere ulaşamadığını mı gösteriyor, yoksa taharetlenme kültürünün yenilmezliğini mi?
Alafranga tuvalatte hacet görenlerin iktidarında kültür bakanının "biz opera değil, yağlı güreş severiz" demesi neden bu kadar tepkiye yol açtı? 70 yıldır sakladığımız bir sırrımızı açığa vurduğu için mi? "Biz alafranga değil, alaturka tuvalette rahat ederiz" dese de aynı tepki dalgası olacak mıydı?
Aslında biz opera mı severiz?
Siz hayatında klasik müzik dinlemediği halde, klasik müzik konserlerinin açılışını bir modern yaşam mitingine dönüştüren devlet adamlarını mı tercih edersiniz? Operası olmayan bir toplumun, operayı çağdaş yaşam biçiminin yegane bayrağı haline getirmesi ne kadar mantıklı?
Bir politikacı, kendisini seçenlerin, yani kendisi gibi yaşayanların temsilcisi midir, yoksa ülkenin mi? Ülkenin yarısı kerevette otururken, yabancı konukları koltukta ağırlamak, onları hoş tutma gayreti midir, göze girme çabası mı? Üç karılı politikacının kadın işlerinden sorumlu devlet bakanı olmasını, alaturka tuvaletten vazgeçmeyen Erbakan'ın kızına lüks otelde alafranga düğün yapmasını, kravatsız girmenin yasak olduğu Meclis'te, grup salonunda çiğ köfte partilerinin serbest bırakılmasını nasıl açıklamalıyız?
Sahi... Düğünlerin komparsitayla başlayıp, çiftetelli ile bittiği bir ülkede, nasıl umumi tuvaletler yaptırmalıyız?
|